Sokrates ve ünlü savunması

Sokrates, Atina’nın tanrılarını kabul etmeyip, her şeyi sorguladığı, ahlaki, dini, siyasi, felsefi tartışmalara girmesi ve bu düşüncelerle gençliği zehirlediği gerekçesiyle yargılandı. Yargılandığında 70 yaşındaydı. 200.000 nüfusu olan Atina’da, 6000 yurttaş arasından seçilen 501 kişi tarafından yargılandı.
Tüm ısrarlara rağmen kaçmayı reddetmiş, yargılanmayı seçmiştir. Dik duruşuyla kendisinden sonrasına da ilham olmayı amaçlamıştır bu şekilde. Ölüm cezası verilmesini isteyenlere ve karşısında olanlara seslenir savunmasında. Ölüm cezasını isteyenlere, bu davadaki dik duruşunun, yalvarmayışının ve düşüncelerinden vazgeçmemesinin gerçek öldürülüş sebebi olduğunu, bu idam gerçekleşirse idamından sonra başlarına çok daha büyük belalar açılacağını söyler. Cezayı red edenlere ise, ilahi gücün yanlış bir şey yaptığında hep durmasını söylediğini, oysa bu davada hiç bu sesi duymadığını yani doğru yaptığını söyler. Ölüme soğukkanlılıkla yaklaşır. Son sözü ise şöyledir:
” Artık ayrılma vakti geldi çattı, ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilebilir.”
Martin LUTHER

İnananların günahlarının parayla affedilmesi yerine samimi bir pişmanlık duymasıyla arınabileceklerini savunan Martin Luther, Protestanlığın kurucusudur. Tüm baskılara rağmen, kutsal kitabın Almanca’ya çevrilmesini sağlamıştır. Luther, İncil’in değiştirilmesi, cennetten yerler satılmasına karşı çıkarak 95 maddelik tezini açıkladı, Wittenberg’de kilisenin dışına çiviledi. Bunun üzerine Papa onuncu Leon tarafından dinden afaroz edildi. Daha sonra Roma’ya çağrılsa da, o Augsburg’da Kardinal Cajetan’a ifade verdi:
“Kutsal Yazılar veya mantıklı bir sebeple ikna olmadıkça papaların ve konseylerin otoritesini kabul etmiyorum, çünkü birbirleriyle çelişiyorlar. Vicdanım Tanrı Sözü’ne esir. Vicdan aleyhine gidecek hiçbir şeyi kabul edemem ve etmeyeceğim, çünkü bu ne doğru ne de güvenlidir. Tanrım bana yardım et. Amin.”
Thomas MORE

Ünlü Ütopya eserinin yazarı Sir Thomas More, 1475-1535 tarihleri arasında yaşamıştır. Sekizinci Henry’nin İngiltere Kilisesi’ni Roma’daki Katolik Kilisesi’nden ayırmasına karşı çıkmıştır. Henry’nin kilisenin başına papa yerine geçmesine de itiraz etmiştir. İdeal toplum felsefesini sunduğu Ütopya, dünyanın en önemli eserlerinden biridir. Devlet düzeninin ve toplumsal barışın sağlanması için eğitimin önemli olduğunu savunur. Hayali bir adada, kusursuz bir toplumu anlatır. “Ütopya’da, her şeyin herkese ait olduğu bu yerde, insanlar, bütün ihtiyaçlarının karşılanacağından eminler.”
Kendi kusursuzluk üzerine kafa patlatırken, hayat çok da kusursuz ilerlemez. Henry’nin yeni evlilikleri için yeni kurallar yazmasına da karşı çıkan, kendi ideallerini hiçbir yerde söylemekten kaçınmayan More, sonunda vatan hainliğinden yargılanır. Bir yıl tutukluluğun ardından şu dokunaklı savunmayı yapar:
” Ben kralın gerçek, sadık vatandaşıyım ve her gün majesteleri ve tüm krallık için dua ediyorum. Kimseye bir zararım yok. Kimseye kötü bir şey söylemiyorum. Kimsenin kötülüğünü düşünmüyorum, sadece herkes için en iyisini diliyorum ve eğer bu bir adamı hayatta tutmak için yeterli değilse gerçekten yaşamak istemiyorum. Ve çoktan ölüyorum, buraya geldiğimden beri maruz kaldığım birçok durumda bir saat içinde öleceğimi düşündüm ama Tanrımız sayesinde hiçbir zaman buna üzülmedim. Lakin sancı geçtiğinde hüzünlenmeyi tercih ederim. Ve bu sebeple zavallı bedenim kralın buyruğundadır. Tanrım, ölümüm ona iyi gelebilir. “
Kellesi uçmakla, insanın başına felaket gelmez diyen Rönesans’ın Sokrates’i More, malesef kellesini düşüncelerine feda etmiştir.
Galileo GALİLEİ
Teleskobu bulan bilgin, dünya dönüyor dediği için mahkum edilmiştir. 1614 yılında Dünya merkezli gezegen sistemini destekleyen kilise mensupları tarafından sapkınlıkla suçlandı. Savunmasında söylediği şu söz tarihe kazınmış.
“Siz ne derseniz deyin dünya dönmeye devam ediyor.”
Kilise tarafından ev hapsine çarptırılan Galileo, ömrünü bu şekilde tamamlamıştır.
1992’de Vatikan bir bildiri yayınladı. Bu bildiriye göre dünya güneşin etrafında dönüyordu ve dini bütün bir hristiyan olan Galileo’dan özür diledi.

Oscar WİLDE
1891 yılında Queensberry Markisi’nin oğlu Lord Alfred Douglas ile tanıştı ve ikisi arasında dört yıl büyük bir aşk yaşandı. 1895’te Markis Wilde aleyhine dava açtı ve eşcinsellik nedeniyle iki yıl kürek cezasına çarptırıldı. Dorian Gray’in Portresi kitabı da ahlaksızlığı yücelttiği nedeniyle yasaklandı.

MOTTO: Her suçlu bulunan suçlu değildir. Diyebilir miyiz sanki?




Yorum bırakın